“Kültürsüzler”

Geçen pazartesi sabahı gazeteleri gözden geçirirken, Tüyap Kitap Fuarı’nda kitaplarını imzalamak için İstanbul’a gelen sayın Nuri Pakdil ile alakalı haberlerle karşılaştım. Bunlar kültür eksenli haberler olduğu için hepsini büyük bir dikkatle okudum. Yeni Şafak’ın Haber başlığı şöyleydi: "Beni artist gibi sevmeyin.” Star gazetesi de şu başlığı kullanmış: "İki kişi yan yana gelemeyen eleştirmesin!” En çarpıcı başlığı Vahdet bulmuş: "Kültürsüzler.”

Sayın Nuri Pakdil başta olmak üzere ben "Yedi Güzel Adam”ın yedisinin de Türkçesini beğenmiyorum, dolayısıyla eserlerinden de zevk almıyorum. Edebiyat Dergisi eğer bu zamana kadar kendine okuyucu oluşturamamışsa bunun yegane sebebi kullandığı bozuk Türkçe’dir. Okuyucu, devrimci ağzıyla konuşan ve üslup derbederliğinin daniskasını sergileyen bir yazara veya yazarlara – gayet tabiidir ki – ilgi göstermez. Yedi Güzel Adam’a gösterilen ilgi, doğrusunu söylemek gerekirse, gerçekten "güzel adam” oluşlarından dolayıdır. Ama unutmayalım ki, iyi adamlar da bazen kötü işler yapabiliyorlar. İşte bahsi geçen zevatın kullandıkları zevksiz ve âhenksiz lisan, iyi adamların kötü icraatlarına tam bir örnek olabilir. Yedi güzel adamın kullandığı dil Necip Fazıl, Cemil Meriç, Peyami Safa, Refik Halid, Ruşen Eşref, Ahmet Hamdi Tanpınar, Falih Rıfkı Atay gibi edebiyat otoritelerinin dili değildir. Şahsen saygı duyduğum ve dostluğundan hoşlandığım Rasim Özdenören Ağabey’in yazılarında sık sık kullandığı bir kelime, "siyasa” kelimesi beni fena halde rahatsız ediyor. Allah aşkına söyleyiniz, "siyaset” kelimesini anlamayan mı var ki, bu nesebi gayr-i sahih kelimeyi kullanma ihtiyacı duyuyorsunuz?

Nuri Pakdil, Star’a verdiği röportajın bir yerinde "Peygamber Efendimiz’e ‘Ulu Önder’ diyorum diye eleştirildim, buyuruyor. El – insaf! Mustafa Kemal için söylene söylene klişe haline gelmiş bir sözü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam için kullanırsanız büyük bir zihin karışıklığına sebebiyet verirsiniz, kusura bakmayın ama eleştiriyi de hak etmiş olursunuz. Necip Fazıl’ın "Çöle İnen Nur”da sık sık kullandığı "Kâinatın Efendisi”, "Gaye İnsan Ufuk Peygamber” gibi, siz de patenti size ait olan sözleri tercih etseydiniz hem zihin karışıklığı meydana gelmez, hem de edebiyatımıza orijinal bir cümle kazandırmış olurdunuz. 

Gelelim işin müsbet yanına, Nuri Bey’in günümüz yazarları birbirlerini okumuyorlar, edebiyat icra edemiyorlar, sanat ve edebiyat dedikoduları yapıyorlar, yani kültürsüzler tarzındaki açıklamasına ben de bütün benliğimle katılıyorum. Evet, günümüzdeki köşe yazarlarının büyük bir bölümü, birbirini okumuyor, birbirine destek olmuyor, daha fenası birbirini kıskanıyor. Zaten bunların hemen hemen hepsi siyasi dedikodularla sütunlarını doldurdukları için kültüre, sanata zaman ayırma gereğini duymuyorlar. Hoş, zaman ayırsalar bile, kültür sanat vadisinde söyleyecek pek fazla sözleri de yok. Onun için gazete okuyucusu da sade suya tirit yazılarla vaktini öldürmek zorunda kalıyor. Ne yazık! Bugün Türk medyasında bir Tarık Buğra, bir Refi Cevad Ulunay, bir Haldun Taner yok.

Gazeteler kültür ve sanat haberlerine spor haberleri, magazin dedikoduları kadar bile yer vermiyorlar. Her gazete en az üç – dört sayfasını spora, daha doğrusu futbola ayırdığı halde tek bir sayfasını bile sanata, edebiyata tahsis etmiyor. Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen kültür sanat ödüllerini bile gözden uzak sayfalarda ve mümkün olduğu kadar küçülterek veriyorlar. Ben size bir şey söyleyeyim mi? Eğer bu türlü haberlerin arkasında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık veya filan bakanlık gibi makamlar olmamış olsa bu türlü ödüller en küçük bir haber şeklinde bile gazetelerimizde yer almaz. Halbuki dün böyle değildi. 1930’lı, 1940’lı hatta 1950’li yıllarda böyle haberler gazetelerin birinci sayfalarında manşet oluyordu. Bayezid Devlet Kütüphanesi’ne gidip o yıllara ait gazeteler incelenirse, mesela Hakkı Tarık Us’un "Vakit” gazetesi gözden geçirilirse ne demek istediğim pekâlâ anlaşılır. 

Meslektaşlarını kıskanan ve kendilerini allame-i cihan zanneden köşe yazarlarının cirit attığı bir ortamda tabii ki, kültür ve sanat da işte böyle yetim ve öksüz kalır. Bilmem ki söylersem ayıp olur mu? Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi, bu yılki "Edebiyat Mevsimi” etkinlikleri çerçevesinde bendenizi de "özel ödül”e layık gördü. Bu haber, Vahdet hariç hiçbir gazetede yer almadığı gibi, Prof. Mustafa Özçelik dostum hariç, şair ve edebiyatçı arkadaşlarımdan hiç kimse arama, tebrik etme nezaketini göstermedi.

Bu vesileyle başta Mahmut Bıyıklı olmak üzere, Türkiye Yazarlar birliği İstanbul Şubesi’nin değerli yöneticileri Hüseyin Akın, Şakir Kurtulmuş, Muzaffer Doğan beylere teşekkür ediyor, nice "Edebiyat Mevsimi”nde yine bir araya gelmeyi temenni ediyorum.
http://www.gazetevahdet.com/kultursuzler-4124yy.htm
Yorumlar
Uzm.Klinik Psk.Gülşah AKÇAY CİVRİZ