‘Hayır’dan sonra Yunanistan için çıkış var mı?

Yrd. Doç. Dr. Ali Hüseyinoğlu Trakya Üniversitesi

Göreve geldiği Ocak 2015'ten günümüze kadar olan süreçte Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu (kısa adıyla Troyka) ile müzakerelerde bulunan Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, son beş yıldır ülke genelinde yaşanan ekonomik sıkıntıların fazlasıyla farkındaydı. Avrupalı kreditörlerin kemer sıkma ve tasarruf politikalarına yönelik önerilerini bir türlü kabullenmek istemeyen Çipras, muhtemel bir kabul durumunda bunu vatandaşına anlatamayacağının bilincindeydi. Böylelikle referandum ile bunu halkına sormaktan yana tavrını ortaya koydu ve bir nevi sorumluluğu ve kendi kaderini tayin etme hakkını kendi vatandaşlarına vermiş oldu.

REFERANDUMUN GALİBİ ÇİPRAS

41 yıl aranın ardından 5 Temmuz 2015 tarihinde yapılan referandumun tartışılmaz galibi Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras oldu. Halkın kendisine destek vermesini ve güvenmesini isteyen Syriza lideri, bu referandumda Yunan vatandaşlarından 'Hayır' oyu kullanmalarını istedi. Çipras'ın yanında yer alan koalisyonun küçük ortağı Bağımsız Yunanlılar ve aşırı sağcı Altın Şafak da 'hayır'dan yana tavır aldı. Seçmenlerinden 'evet' demelerini isteyen ana muhalefet partisi Yeni Demokrasi (YDP) ve To Potami oldu. Seçim öncesi edindiğim genel beklenti, iki tercih arasındaki farkın az olacak olmasına rağmen ipi göğüsleyecek olanın 'hayır' olması yönündeydi. Her ne kadar oy kullanma işlemi sonrası açıklanan ilk anketlerde buna benzer bir sonuç ortaya çıktıysa da, kısa bir süre sonra ilk sonuçların 'hayır' diyenlerin oldukça fazla olduğu görüldü. Günün sonunda alınan resmi rakamlara göre 'hayır' oyları 61%'leri buldu.

Seçim sonrası Çipras'ın yaptığı ilk açıklamalarda sağduyu, demokrasi ve birlik beraberlik vurguları hâkimdi. Müzakerelerin devam ettiğini ve AB üyeliği veya Avro Bölgesi'nden çıkmadan yana olmadıklarını yineleyen Çipras, Avrupalılar ile adil ve sürdürülebilir bir çözümden yana olduklarını her platformda olduğu gibi bir kez daha dile getirdi. An itibariyle Yunan halkının sonuçları kutlaması gerektiğini ifade eden Çipras, yarın sabahtan itibaren hep birlikte müzakere masasına yönelik çalışmaları gerektiğinin altını çizdi. Referandum sonucunda iki tercih arasındaki farkın yüksek çıkması ve Yunanistan'ın hiçbir bölgesinde 'evet'in galip gelmemesi, beraberinde halka sözünü geçiremeyen pozisyonuna düşen YDP Başkanı A. Samaras'ın da istifasını getirmiş oldu.

VARUFAKİS'İN İSTİFASI YUNANİSTAN'IN ELİNİ GÜÇLENDİREBİLİR

Sonuçların açıklanmasının ardından ilk olarak Yunanistan Cumhurbaşkanı ile bir araya gelen Çipras, Avrupa'da masaya yatırılacak önerileri konuşmak adına Yunan siyasi parti liderleri ile Pazartesi sabah bir araya geleceğini açıkladı. Bu toplantı öncesinde sürpriz bir şekilde istifasını sunan Yunan Ekonomi Bakanı Varufakis'in bu hareketi, Avrupalı kreditörler ile arasında soğuk rüzgârlar esen birinin müzakere heyetinde yer almayacak olması, Salı günü Avrupalı kreditörler ile yapılacak zirvede Yunan tarafının elini daha güçlendireceği yönünde yorumların yapılmasına sebebiyet verdi.
Ocak 2015'teki genel seçimlerde toplam oyların 36.3%'ünü alan ve bu referandumda bu rakamı neredeyse ikiye katlayan Çipras'a Troyka ile müzakereler bağlamında çok önemli sorumluluklar yüklemektedir.

ÇİPRAS İÇİN KRİTİK 48 SAAT

Birincisi, referandum öncesi demeçlerinde Çipras, halkın kendisine destek vermesi ve 'hayır' demesi durumunda 48 saat içinde Brüksel'de anlaşmaya varacakları vaadini vermişti. Bu doğrultuda kendisinin önce Yunan siyasi parti liderlerini ardından da Salı günü Brüksel'de yapılacak zirvede sunacakları önerilerle ilgili Avrupalı kreditörleri ikna etmesi gerekmektedir. Seçim sonrası 48 saat Yunanistan halkı adına olduğu kadar onun nezdinde Çipras'ın güvenilirliğini sağlamlaştırmak adına da önem arz etmektedir. Anlaşmaya varma vaadinin gerçekleşmemesi, gerek Çipras gerekse Syriza'nın prestijinin zedelenecek olmasına sebebiyet verebilir. Bu durumun genel seçime kadar gidebilecek olması, Çipras ve Syriza'lı kurmaylarını daha dikkatli hareket etmek zorunda bırakmaktadır. Ayrıca en kısa zamanda Avrupalılar ile bir mutabakat kurulamaması ve para akışının sağlanamaması, hâlihazırda çok zor günlerden geçen ülke ekonomisi adına bir yıkım anlamına da gelebilir. Yeni bir mutabakat olmaması durumunda Yunanistan'ın Avro'dan çıkıp Drahmi'ye dönme ihtimali mevcudiyetini korumaktadır. Bu durumda Yunan tarafının Avrupalıları ikna yönünde atacağı adımlar ayrı bir önem taşımaktadır.

İkincisi, Yunanistan 340 milyar avroyu bulan borcunu ödemekle yükümlüdür. Çipras'ın Avrupalı kreditörleri ikna etmesi durumunda dahi yeni bir memorandum imzalanması, kemer sıkma politikalarının devam edeceği ve tasarruf tedbirlerinin arttırılacağı anlamı taşımaktadır. Her ne kadar daha adil ve sürdürülebilir bir anlaşma talep edilecek olsa da, muhtemel bir yeni memorandum her halükarda tasarruf tedbirlerinin devam edeceği "zor günler” Yunan halkını beklemektedir.

Üçüncüsü, Çipras liderliğinde Brüksel'de olacak Yunan heyetinin eli 'hayır' oyları sonucu daha da güçlenmiştir. Halkına sözünü geçirmiş ve onları kendine inandırmış bir lider imajı çizen Çipras'ın Yunanistan'ın alacaklılarına karşı elini kuvvetlendirmenin yanında, Çipras'ın önerilerini dikkate almalarını da pekiştirebilir.

EN KÖTÜ SENARYO GERÇEKLEŞEBİLİR

Dördüncüsü, referandum sonrası Avrupalı kreditörlerin verdikleri temel mesaj Yunan halkının tercihine saygı duydukları fakat Çipras'ın önerilerini bekledikleri yönündedir. 'Hayır' oyları diğer 18 AB üyesine taleplerine karşı takınmış bir tavır olarak da yorumlanabilir. Bu algı Salı günü yapılacak zirvede "sözü dinlenmemiş olan” Avrupalı alacaklıların, borçlu olan Yunanistan'a karşı daha katı ve ısrarcı bir tutum sergilemelerine de sebebiyet verebilir. Referandum sonrası Avrupa'dan gelen "halkın kararına saygılıyız lakin…” tarzındaki ilk resmi demeçler, borç batağında zor günler geçiren Yunanistan adına zirvenin çok çetin geçeceğinin bir diğer göstergesi olarak yorumlanabilir.

Beşincisi, zirvede Yunan heyetinin önerilerinde ısrarcı olması ve Avrupalıları ikna edememesi durumunda, her iki tarafın da sıcak bakmadığı Yunanistan'ın Avro'dan hatta AB üyeliğinden ayrılması senaryosu gerçekleşebilir. Bu durumda Avrupalıların önemsemesi gerektikleri kritik nokta, bu tür kopmaların özellikle ekonomik anlamda zor günler geçiren diğer Güney Avrupa ülkelerine sirayet edecek olma ihtimalidir. Bu durumda, Avro ve AB'nin birlik ve bütünlüğüne zarar geleceği gibi, her ikisi adına ciddi bir bölgesel-uluslararası prestij kaybına sebebiyet verebilecektir. Bu yüzden, Yunanistan örneğinin domino etkisi yapma ihtimali göz ardı edilmediği takdirde Avrupalı kreditörler de Yunanistan ile ilgili varılacak mutabakat konusunda daha dikkatli ve hassas davranmak zorundadır.

Sonuç olarak, referandum sonrası kritik 48 içinde yaşanacak gelişmeler, Yunanistan ve Yunan halkını olduğu kadar tüm Avrupa'nın kısa, orta ve uzun vadedeki geleceğini yakından ilgilendirmektedir.
http://www.yenisafak.com/hayat/hayirdan-sonra-yunanistan-icin-cikis-var-mi-2176164
 

Ekonomi Arşivi
Uzm.Klinik Psk.Gülşah AKÇAY CİVRİZ