Kar yağışı birçok toplumda meteorolojik bir olay olarak algılanır. Almanya’da ise kar, yalnızca doğa koşulu değil; aynı zamanda hukuki, toplumsal ve bireysel sorumluluklar doğuran bir durum olarak ortaya çıkıyor okuduğum ve gözlemlediğim kadarıyla. Türkiye’den bakıldığında şaşırtıcı görünen pek çok uygulama, Almanya’da gündelik hayatın olağan parçası kabul ediliyor.
Almanya’da kar ve buz temizliği, ağırlıklı olarak kamusal bir hizmet değil, bireysel ve mülkiyete dayalı bir sorumluluk olarak düzenlenmiş. Kaldırımın, bina girişinin ve bazı yaya yollarının güvenli hâle getirilmesi esas itibarıyla mülk sahibinin yükümlülüğündeymiş. Apartmanlarda bu sorumluluk çoğu zaman kiracılara devredilebiliyor; ancak bunun geçerli olabilmesi için apartman yönetmeliğinde (Hausordnung) açıkça belirtilmesi gerekiyormuş. Hangi gün kimin kar temizleyeceği, birçok binada önceden yazılı olarak belirleniyor ve sırayla uygulanıyormuş.
Bu düzenlemenin arkasındaki temel düşünce, kamusal alan ile özel mülkiyet arasındaki sınırın sorumluluk üzerinden kurulmasıymış. Kaldırım herkesin kullandığı bir alan olsa da, binaya bitişik kısmın güvenliği o mülkün sahibiyle ilişkilendiriliyormuş. Bu nedenle bir yaya kayıp düştüğünde, sorumluluk çoğu zaman belediyeye değil, ilgili binanın sahibine ya da bu iş için görevlendirilmiş kişiye yöneliyormuş. Hukuki değerlendirmede asıl önemli olanın karın yağmış olması değil, karın zamanında temizlenip temizlenmediği ve gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı kabul ediliyormuş.
Bu yönüyle kar, Almanya’da yalnızca mevsimsel bir doğa olayı olmaktan çıkıyor; bireysel ihmal ile hukuki sonuç arasında doğrudan bağ kurulan bir duruma dönüşüyormuş. Kar temizliği, vatandaşın kamusal düzenin devamına fiilen katıldığı bir alan olarak görülüyormuş. Böylece sokak güvenliği, sadece belediyenin değil, bina sahiplerinin ve hatta sırayla görev alan kiracıların ortak sorumluluğu hâline geliyormuş. Bu pratik, Almanya’da bireysel sorumluluk kültürünün gündelik hayatta nasıl somutlaştığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak değerlendiriliyormuş.
Alman hukuk anlayışında kar yağışı da sürpriz sayılmıyor; öngörülebilir bir risk olarak değerlendiriliyormuş. Dolayısıyla "haberim yoktu” ya da "belediye temizlemedi” gibi gerekçeler genellikle kabul görmezmiş. Kar temizlenmemiş bir alanda meydana gelen kazalar, ihmale dayalı sorumluluk kapsamında değerlendirildiği için birçok ev sahibi sorumluluk sigortası yaptırıyormuş; çünkü kar yalnızca fiziksel değil, mali sonuçlar da doğurabiliyormuş.
İşe geç kalmak için "kar yağıyordu” gerekçesi Almanya’da genellikle geçerli sayılmıyormuş. Beklenti, bireyin hava koşullarını önceden dikkate alması ve buna göre hareket etmesi imiş. Kar, burada bireyin kamusal düzenle ilişkisini test eden bir unsur gibi çalışıyor: Doğa koşulu vardır ama çözüm bireysel planlamadan bekleniyormuş.
Almanya’da kar yalnızca yolları değil, araç sahiplerinin sorumluluklarını da doğrudan etkiliyor. Araç üzerinde kar bırakmak — özellikle tavanın, camların, farların ve plakanın karla kaplı olması — bu hâliyle trafiğe çıkmak idari para cezasına tabi kabul ediliyor. Hukuki bakış açısına göre, araç üzerindeki kar ve buz kütleleri "öngörülebilir bir tehlike” oluşturuyor.
Bu nedenle, yalnızca ön camı temizleyip aracı hareket ettirmek yeterli görülmüyor. Tavanında biriken karın seyir hâlindeyken arkadaki araca savrulması, camlara veya görüş alanına zarar vermesi ihtimali dikkate alınıyormuş. Böyle bir durumda meydana gelen kazalarda, "hava şartları” değil, sürücünün ihmali esas alınıyormuş.
Uygulamada bu, sürücüye şunu yükler: Yola çıkmadan önce aracın sadece camlarını değil, tavanını, farlarını, aynalarını ve plakasını da temizlemek durumundasın. Aksi hâlde, uçan karın başka bir araca ya da yayaya zarar vermesi durumunda kusur büyük ölçüde sürücüye ait sayılıyormuş.
Bu yaklaşım, Almanya’da trafik düzeninin yalnızca yol koşullarına değil, sürücünün önleyici sorumluluğuna dayandığını gösteriyor. Kar yağışı, sürüş hakkını ortadan kaldırmıyor; ancak bu hakkın kullanılmasını daha yüksek bir dikkat ve özen yükümlülüğüne bağlıyor.
Ana arterlerin temizlenmesi belediyelerin görevi iken bazı küçük sokaklar, bina önleri ve kaldırımlar büyük ölçüde bireylerin sorumluluğunda imiş. Türkiye’de alışık olduğumuz "belediye gelsin temizlesin” beklentisi, Almanya’da yerini "önce sen temizle” anlayışına bırakmış. Bu, kamu hizmetinin bireysel sorumlulukla tamamlandığı bir model gibi geliyor bana.
Almanya’da kar yağışı, yalnızca doğa olayı değil; toplumsal düzenin nasıl işlediğini gösteren bir ayna şeklini almış. Kamusal alan devlete ait olabilir; ancak onun güvenliği büyük ölçüde bireyin sorumluluğu olarak tanımlanıyor Almanya'da gördüğüm kadarıyla. Türkiye’den bakıldığında şaşırtıcı görünen bu kurallar, Almanya’da devlet–birey ilişkisini şekillendiren temel kültürel kodlardan biri gibi geliyor bana:
Kar yağdığında sadece yollar değil, bireysel sorumluluklar da ortaya çıkıyor; o zaman
AL ELİNE KÜREĞİ, ÇIK SOKAKLARA!